AYASOFYA

AYASOFYA
17 Temmuz 2020

Şahsen son derece mutluyum Ayasofya’nın yeniden camiye dönüştürülmüş olmasından. Ancak bu durum benim mutlu olmamdan, sizin mutlu olmanızdan çok daha öte bir şey… Bundan Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin menfaatleri sonucu mutlu olup olmayacağı önemli daha ziyade…

Dolayısıyla bu konuda endişe taşıyorum…

Ayasofya sadece Türk Milleti ve Devletimiz için önem taşımıyor, bir dünya tarihi yatıyor o yapıda ve kelimenin tam anlamıyla insanlık tarihini barındırıyor inşasında, elbette dinler tarihini de…

Bu nedenle Ayasofya her ne kadar bizim mülkümüz içinde yer alsa ve sorumluluğu bize ait olsa da sadece bizim mutlu olmamız önem taşımıyor, sadece bizi ilgilendirmiyor o tarihi eser; alınan kararlar ülkemizin geleceğini de bağlıyor. Kim bilir belki de tüm İslam Alemi’nin geleceğini de…

Bizans İmparatoru Justinianus tarafından 532-537 yılları arasında eski yarımadada şehir merkezi olan bugünkü Sultanahmet’te yaptırılan Ayasofya, Justinianus’un üzerine titrediği Süleyman Tapınağı mimarisinden örnek alınarak inşaa ediliyor ve Süleyman Tapınağı’nda bulunan kutsal kayaya Ayasofya’da da yer veriliyor. Ana ibadet bölümü Süleyman Tapınağı’nın birebir planı örnek alınarak yapılan Ayasofya, Patrik katedrali olarak hizmet vermek üzere yapılma sebebinden tutun da sonraki süreçte yaşanan tüm tarihi olaylara tanıklık ederken, bundan sonraki emellere ulaşılması için de sebep, veyahut bahane, veyahut fırsat, veyahut kulp olma özelliğini de taşıyor…  ki; endişeler burada başlıyor…

Patrik katedrali Ayasofya, 1054’te kendisine bağlı tüm kiliselerin başında bulunan en yüksek rütbeli piskopos olan patriğin aforoz edildiği yer olarak olaya tanıklık etmesine kadar tüm kiliselerin bağlı olduğu patrik katedrali olsa da bu olaydan sonra Doğu ve Batı kiliseleri birbirinden ayrılıyor. Doğal olarak sonraki süreçte de Hıristiyan dünyasındaki mezhep çatışmalarında da arada kalıyor. Fatih Sultan Mehmet’in 1453’te İstanbul’u fethiyle camiye dönüştürülen Ayasofya, 481 yıl Müslümanların ibadethanesi oluyor.

Özellikle Haçlı Seferleri’nde ağır hasarlar alan Ayasofya, Mimar Sinan’ın tadilatından sonra kavuştuğu güçlendirmeyle günümüze kadar hala dimdik ayakta durabiliyor.

Önce kilise sonra cami olarak hizmet veren Ayasofya’nın Bizans ve Osmanlı motiflerini, sembollerini taşıdığını görüyoruz. 1934’te ise Atatürk tarafından müzeye çevrilen Ayasofya’nın aslında bu kararla mezhep çatışmalarına, kutuplaşmalara da sebep olmaktan uzaklaştığını görüyoruz.

Endişem bundan sonrasıyla ilgili…

Ayasofya’nın camiye dönüşüyle Avrupa’da İslam karşıtı nüfusların artmasından, kutuplaşmaların yeniden oluşmasından endişeliyim. Ayasofya’nın müze olması bu kutuplaşmaların önüne geçmişti.

Liderlik vasfını; öldükten çok sonrasını dahi planlayarak, hayattayken uyguladığı strateji ve sonrasına aktardığı önerilerden alan Büyük Önder Mustafa Kemal Atatürk, nasıl ki yine bir öngörüsünde olduğu gibi kendisi aramızdan ayrıldığında dahi Türkiye’nin 2. Dünya Savaşı’na girmesini engelleyebilmiş hatta savaşın seyrini değiştirmişti… İşte benzer işleyişi Ayasofya’nın müzeye dönüştürülmesinde de yaptığı aşikâr...

Atatürk’ün burada da büyük bir strateji uyguladığı muhakkak. Kutuplaşmalara son vererek Ayasofya’yı bizim kontrolümüzde tüm dünyanın ziyaretine sunan Atatürk, bugün bize zafer gibi görünen Ayasofya'nın camiye dönüştürülmesini o gün Ayasofya'yı müzeye dönüştürerek kutuplaşmaya aslında son vermiş, Türkiye'yi büyük bir kaostan da korumuştu. Bugün ise Ayasofya bahane edilerek yeniden belli kutuplaşmaların kıpırdanmaya başlamasından, bunun bir fitile dönüşmesinden endişeliyim.

Ayasofya ortodokslara göre bir kilise, kiliseye çevrilmesi gerekiyor; katoliklere göre zamanında Roma’da birçok kez yağmalandıklarından dolayı kiliseye çevrilmesi isteniyor. Protestanlar ise bu konuda ikiye ayrıldı bile; bir kısmı müze olarak kalmasını isterken, bir kısmı da kilise olarak kalmasını düşünüyor.

Endişeliyim; çünkü bir de Armegedon Savaşı’nn hazırlığının yapıldığının konuşulması. ABD ve İsrail’in ortaklığının en mantıklı açıklaması olarak görülen bu hazırlık sürecinde Trump önce Golon Tepeleri’ni Netanyahu’ya hediye etti, sonra da Süleyman Mabedi’nin bulunması için kazılara hız verdi. Tüm bunlar yaşanırken bu gün olduğu kadar konunun merkezinde hissetmiyordum kendimizi Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Ayasofya’nın camiye dönüşmesi konusu gündeme geldiğinde söylediği sözlerden ötürü… Cumhurbaşkanı o dönemde önce Ayasofya’nın hemen yanındaki Sultanahmet Cami’nin dolması gerektiğini sonra Ayasofya’nın camiye dönüştürülmesinin masaya getirilmesini söylemişti. Ardından da Millet Cami’yi hatırlatmıştı ve önce bu camilerin cemaat beklediğini belirtmişti. Bu rahatlatıcıydı çünkü Erdoğan, “Oyuna gelmeyin” diye uyarıda bulunuyordu o dönem.

Ama şimdi oyuna gelmemizden endişeliyim…

Güvenlik Uzmanı Mete Yarar’ın da yaklaşık bir yıl önce bir tv programında “Üç işaret vardı. Birincisi İsrail devletinin kurulması ikincisi ise Kudüs'ün İsrail'in başkenti olmasıydı. İkisi de yapıldı. Üçüncü işaret ise Mescidi Aksa'nın yıkılıp yerine Süleyman Tapınağının kurulması. İki işaret gerçekleşti üçüncü için uğraşıyorlar. Tarihi kıyamete zorlamak için uğraşıyorlar. Yani sefaletse sefalet, açlıksa açlık, dinler arası savaşsa savaş; dünyayı kıyamete götürecek olan süreci yaşatarak onların inancına göre Hz. İsa'nın dünyaya inmesini sağlamak istiyorlar. Ve ilginçtir bunun için verdikleri tarih de çok yakın. Bu savaşın çıkacağını söyledikleri yerde Fırat'ın doğusu ve Dicle'nin batısı dediğimiz alan. Yani Amerikalıların gelip PYD'yi oluşturdukları alan. İşte yenidünya düzeni olarak böyle bir dünya düzeninden bahsediyoruz" dediği sözlerinden endişeliyim…

Süleyman Tapınağı’na benzetilerek yapılan ve kutsal kayayı barındıran Ayasofya sadece bize kaldığında Batı’nın yukarıda bahsedilen harekete geçmesinden endişeliyim. Ayasofya’dan olanlar, Süleyman Mabedini arıyoruz bahanesiyle yaptıkları kazılar sonucunda kendilerine yeni bir Ayasofya yapacaklarını söyleyerek Mescid-i Aksa’yı yıkmalarından, bu uğurda haçlı seferi bile düzenlemelerinden endişeliyim.

Emellerine kavuşmak için Ayasofya’yı bahane etmelerinden endişeliyim…

Endişelerim işte bu yüzden…

DİP NOT: Liberal Evanjelistler ve Türk Hristiyan Birliği kiliseleri (Türkçe konuşan protestan Evanjelist) kiliseler  Mehtiye inanmadıkları için Armegodon'u savunmaz. Baptis kilise, Karizmatik ve Prespirtiyen kiliseler ve takip eden kolları Armegodon'u savunur.  

Yorum yazın

İsim (Gerekli)
Yorumunuz (Gerekli)

Sayfada yer alan yorumlar kişiye ait görüşlerdir. Yapılan yorumlardan sitemiz hiçbir şekilde sorumlu değildir.

İlgili haberler

Yazarlar

Son yorumlar

Bu hafta en çok okunanlar

Video Haberler

BOLU’DA KORONA ŞÜPHELİSİ HASTA BÖYLE GÖRÜNTÜLENDİBELKİ DE OSCAR KIBRISCIK’A GELİR…NEFES KESEN BERBER OPERASYONUBAROLAR ANKARA’YA YÜRÜYOR