DOÇ. DR. KORAY TÜTÜNCÜ

METAKXY

DOÇ. DR. KORAY TÜTÜNCÜ

CUMHURİYET, DEMOKRASİ VE SEÇİM SİSTEMİ

CUMHURİYET, DEMOKRASİ VE SEÇİM SİSTEMİ
12 Temmuz 2020

Daha yeni uygulamaya başladığımız güçlendirilmiş cumhurbaşkanlığı sistemi içinde siyasal istikrarı sağlamak üzere yeni yöntemler üzerinde konuşmaya başladık bile. Yakın zamanda gündeme gelen önerilerden bire de ittifak içinde olacak partilere mecliste temsil edilebilmeleri için yüzde beş ülke barajının getirilmesi. Böylece sistem içinde hak ettiklerinden daha fazla güç kazanabilecek küçük partilerin önüne geçilmek isteniyor. Ben siyasal temsil açısından çoğunlukçu anlayışın özellikle siyasal istikrar açısından çok önemli olduğunu hep düşünürüm. Bugün kurumsallaşmış demokrasilerin tarihsel tecrübelerine baktığımızda hükümet etme noktasında çoğunlukçu yaklaşımın ön plana çıktığını görürüz. Bu konuda Amerika Birleşik Devletleri ve Birleşik Krallık başlı başlına kabul edilen örneklerdir. Fransa ise 4. Cumhuriyet döneminden ders çıkararak  5.Cumhuriyet’le birlikte seçim sistemini iki turlu (nitelikli) çoğunluğa dönüştürmüştür. Farklı dönemlerde bu ülkelerde siyasetin kutuplaştığını, yeri geldiğinde sokakların ısındığını görsek de siyaseten kesintisiz bir istikrar içinde olduklarını söyleyebiliriz. Burada dikkat edilmesi gereken her üç ülkenin de ayrı birer hükümet sistemine sahip olmalarına rağmen milletvekillerinin seçimi açısından ister nitelikli olsun ister basit olsun dar bölgeye dayalı çoğunlukçu yapıyı benimsemeleridir.

Bize bakınca ne ilginç değil mi? O kadar yol gidiyoruz, siyasal istikrara ilişkin bir yığın tecrübe yaşıyoruz ama sonunda  istikrarlı bir şekilde hükümet sistemine dair kendimize ait bir siyasal gelenek oluşturamıyoruz. Günün iktidar  ve güç mücadelelerine göre istediğimiz biçimde hem hükümet hem de seçim sistemiyle oynuyoruz. Şöyle bir düşünün: Biz çok partili demokrasi tecrübemize liste usulü çoğunluk sistemiyle başladık. Bu sistemde çok sayıda seçmenin oyu boşa gidiyor ve  alınan oy oranıyla meclis temsil oranı arasında çok büyük bir farka yol açıyor diye 1960’larda bundan vazgeçtik. Peki ne yaptık? Bu sorunu çözelim derken diğer aşırı uca savrulduk. Barajsız nisbi temsil sistemi getirdik. Bu sisteme, sonradan kaldırmış olsak da, 1965 seçimlerinde milli bakiye sistemi ekledik. O zaman Adalet Partisi’nin başında olan Süleyman Demirel bir imkansızı başarıp %53’e yakın oy oranıyla tek başına iktidar olarak çıkabilmişti. Sonra ne mi oldu? Ecevit 1977 seçimlerinde %41,5 olmasına rağmen tek başına iktidar olamadı. 1970’lerde 1950’lerin çoğunlukçuluğundan çok farklı olarak nisbi temsilin getirdiği istikrarsızlıkları yaşadık.

1980’lerde baraj koyduk. Hatırlarsanız baraja karşı ilk ittifakı oluşturup bunu oldukça güçlü bir oy oranıyla delen 1991 genel seçimlerinde Erbakan, Türkeş ve Edibali’nin oluşturduğu ittifak oldu. Süleyman Demirel 1987 seçimlerinde ANAP’ın yüzde 34 oy oranıyla meclisteki sandalyelerin yüzde 64’ünü kazanmasını eleştirmişti. Ama aynı Demirel 1970’lerde yüksek oranda oy almasına rağmen o zamanın küçük partileriyle koalisyon kurmak zorunda kalmıştı. Yine Ecevit 1980’lerde yüzde 10 barajını hep eleştirmiştir ama hem 1973’te birinci parti çıkmasına ve 1977’deki büyük seçim başarısına rağmen tek başına hükümeti kuracak güce ulaşamamıştır. Hem Demirel hem de Ecevit Erbakan ile hükümet kurmak zorunda kalmışlardır.

Bu hataları tekrarlanmamak ve koalisyonlardan kurtulmak için hükümet sistemimizi değiştirdik. Ve bu değişikliğe uygun olarak barajı ittifak dahilinde kaldırdık ama şimdi yeniden gündeme getiriyoruz. Yine aynı şeyi konuşuyoruz: Yani küçük partilerin sistem içerisinde aldıkları oy oranıyla karşılaştırılmayacak ölçüde bir ağırlığa sahip olmalarını. Bugün hem cumhurbaşkanlığı seçiminde hem meclisin kompozisyonunda oy oranı olarak yüzde beşe bile yaklaşmakta zorluk çeken partiler siyasal sistem içinde olduklarından çok daha fazla önem kazanma yolunda ilerliyorlar.

Peki hükümet etme noktasında Amerika Birleşik Devletleri, Birleşik Krallık ya da Fransa’nın yakaladığı istikrarı neden yakalayamıyoruz? Neden hep aynı hataların içine ısrarla düşüyoruz? Çünkü hepimizi içine alan “yalancı bir demokrasi” söylemi yüzünden. Demokrasiyi sadece kendi ideallerimizin ve çıkarlarımızın gerçekleşmesi olarak gördüğümüz ve diğer tüm anlayışları kategorik olarak reddettiğimiz için hangi hükümet ve seçim sistemini getirirsek getirelim bu sahte demokrasicilik söylemininin siyasal istikrarsızlık yaratma potansiyelinden hiçbir zaman kurtulamayacağız. Bu sahte demokrasicilik söylemi hem sağ hem de sol siyaseti kuşatmış görünüyor ve siyasal aktörler iktidar ya da muhalefette olmalarına göre kendi doğrularını rahatlıkla değiştirilebiliyor. Bu çerçevede siyasal partiler iktidar olduklarında çoğunlukçu muhalefetteyken de nisbi temsili savunmaya başlıyorlar. Şöyle düşünün: Dar bölge çoğunluk sistemi önerildiğinde her konuda Batılı ülkelerin demokrasi düzeyinden örnek verenler dar bölgeyi çok ciddi sayıda seçmenin oyunu dışarıda bıraktığı için demokratik bulmuyorlar. Her konuda örnek görülen ülkelerde bu sistem var dendiğinde ise bizim ülkemizde bu olmaz iddiası ortaya atılıyor.

Tabii ki bir cumhuriyetin demokrasi çıtası sadece seçim sistemi üzerinden tartışılamaz. Aynı seçim sistemleri farklı dönemlerde farklı siyasi sonuçlar doğurabilir. Yine bilmemiz gerekir ki her cumhuriyet kendi içerisinde çok derin görüş ayrılıklarının olduğu siyasal mücadeleler barındırır. Dolayısıyla düşünce ve çıkar farklılıklarının siyasal sistem içerisinde temsil edilebilmeleri demokrasi açısından temeldir. Derin görüş ve çıkar farklılıklarının olması illa ki hükümet etme noktasında istikrarsızlık olmasını gerektirmez. Cumhuriyetçi bir aklın yön vereceği bir düzenleme ile çoğunlukçu bir seçim sistemi içinde de güçlü bir siyasal temsil imkanı vardır. Böylesi bir siyasal temsil meclisi de güçlendirecek ve belli bir dönem ülkeyi yöneten çoğunluk ile bunun dışında kalan kesimler açısından bir denge oluşturacaktır. Ne var ki bunun düzenlenebilmesi için tüm siyasal aktörlerin kısır çekişmelerini bir tarafa bırakarak ortak bir irade geliştirmelerine ihtiyaç vardır.

Yorum yazın

İsim (Gerekli)
Yorumunuz (Gerekli)

Sayfada yer alan yorumlar kişiye ait görüşlerdir. Yapılan yorumlardan sitemiz hiçbir şekilde sorumlu değildir.

DOÇ. DR. KORAY TÜTÜNCÜ yazıları

Yazarlar

Son yorumlar

Bu hafta en çok okunanlar

Video Haberler

BOLU’DA KORONA ŞÜPHELİSİ HASTA BÖYLE GÖRÜNTÜLENDİBELKİ DE OSCAR KIBRISCIK’A GELİR…NEFES KESEN BERBER OPERASYONUBAROLAR ANKARA’YA YÜRÜYOR