28 Kasım 2020 TÜRKİYE GÜNLÜK KORONAVİRÜS TABLOSU Toplam İstatistikler
  • BUGÜNKÜ TEST SAYISI 171.113
  • BUGÜNKÜ HASTA SAYISI 29.845
  • BUGÜNKÜ VEFAT SAYISI 177
  • BUGÜNKÜ İYİLEŞEN SAYISI 3.845
Yazarlar

Atatürk’ün Anısına

Değerli okurlar, 10 Kasımlar Atatürk için duyulan sevgi ve saygının daha yoğunlaştığı günlerdir. Onun da belirttiği gibi, büyük ölülere matem gerekmez, fikirlerine bağlılık gerekir. Bu sözden yola çıkarak, bu yazımda..

Atatürk’ün Anısına
mntyapi banner

Değerli okurlar, 10 Kasımlar Atatürk için duyulan sevgi ve saygının daha yoğunlaştığı günlerdir. Onun da belirttiği gibi, büyük ölülere matem gerekmez, fikirlerine bağlılık gerekir. Bu sözden yola çıkarak, bu yazımda ebediyete intikalinin 82. yıldönümü münasebetiyle büyük önder Atatürk’ü anlatmaya çalışacağım. Siz de hak verirsiniz ki üzerine kitaplar yazılacak bir konuyu burada her yönüyle anlatmam mümkün değil, o nedenle bu yazımı özetin özeti olarak değerlendirmenizi rica ediyorum.

Atatürk vatan kurtaran, millî bir kahramandır. Yurdun amansız saldırılara uğradığı, yenilginin kabul edilip her şeyin düşmanların insaf ve merhametinden beklendiği, milletin artık yaşama gücünü tükettiği zannedilen bir dönemde, Türk milletinin hür yaşama arzusuna ve vatan toprağı sevgisine güvenerek, boynunda İstanbul Hükümeti’nin idam fermanı olduğu halde korkusuzca ortaya atılmıştır. Birinci Dünya Harbi’nin galipleri olan süper devletlerin istilâcı güçlerini, kutsal Anadolu topraklarında boğarak son bağımsız Türk Devletini yok olmaktan kurtarmış milli bir kahramandır. Bu başarısıyla Anadolu vatanı etrafında birleşmiş, tam bağımsızlığına sahip, yeni ve gelişmeye elverişli ulusal bir devlet kurmuştur.

Bu büyük işleri yapan Mustafa Kemal mütevazı bir ailenin çocuğudur. Çok küçük yaşlarda babasını kaybetmişti. Ailesinin gelir düzeyi sınırlıydı. Dolayısıyla Mustafa küçük yaşlarda sorumluluk alma ve başının çaresine bakma alışkanlığını kazanmıştı. Böyle bir aile ortamından gelmesinin, onun halkın nabzını tutmasında ve halkın eğilimlerini anlamasında yararlı olduğunu görmekteyiz. Mustafa Kemal askerî rüştiyeye de kendi iradesiyle girmiştir. Asker ocağı, “kahramanlığı, vatanseverliği, arkadaş bağlılığını, disiplini, fedakârlığı, özveriyi, tehlikelerden yılmamayı” öğreten bir yuvadır. Mustafa Kemal de bu meziyetleri hayatı boyunca taşımıştır.

Onun fikir ve düşünce yapısının oluşmasında çocukluk ve ilk gençlik yıllarını geçirdiği Selanik’teki ve daha sonra görev aldığı kamu hizmetleri sırasında Libya’dan Balkanlara, Arap yarımadasından Kafkaslara kadar tüm Osmanlı coğrafyası üzerinde yaptığı gözlemlerin, yaşadığı deneyimlerin önemli ölçüde yeri vardır. Bu sayede Türk insanının ihtiyaçları, istekleri ve yapılması gerekenler hakkında kendini yetiştirmiştir.

Atatürk’ün fikirlerinin olgunlaştığı bu dönemde, Bulgaristan Prensliği bağımsızlığını ilân etmiş, Avusturya-Macaristan Bosna-Hersek’i ilhak etmiş, Yemen’de ayaklanmalar almış yürümüş, İtalya Trablusgarp’a saldırmış, Balkan ülkeleri Rumeli’yi paylaşmış ve nihayet Osmanlı Devleti, Birinci Dünya Harbinden yenik çıkmış, ülkenin dört bir yanı işgal altına alınmıştı. Devlet tarih sahnesinden silinmenin eşiğine gelmişti. Atatürk, yaşadığı bu acı deneyimler sonucunda, tek çarenin millî hudutlar içinde, yeni bir devlet oluşturmak olduğu sonucuna varmıştır. Yeni devletin aynı duruma düşmemesi için, geleneksel Osmanlı yapı ve düşünce sisteminden ayrılması gerektiğini görmüştür. Bu deneyimlerin yanında çok okuyan, yerli ve yabancı ilim adamlarının fikirlerini değerlendirebilen Atatürk’ün düşünce sistemi olgunlaşmıştır.

Atatürk, Türk milletine, çağdaş uygarlık seviyesine erişmeyi, hatta bu seviyeyi aşmayı amaç olarak göstermiştir. Çünkü Atatürk, Türk toplumun­da çağdaşlaşmayı, her şeyden evvel bir “yaşam davası”, bir “var olma mücadelesi” kabul ediyordu. “Büyük davamız en uygar ve en refaha ka­vuşmuş millet olarak varlığımızı yükseltmektir” diyor ve bu hususu “Türk milletinin dinamik ideali” olarak gösteriyordu.

Bu ideali gerçekleştirmek için milletine miras bıraktığı değerler topluluğuna Atatürk’ün fikir ve düşünceleri demekteyiz. Bu düşünce sistemi yukarıda belirttiğimiz gözlem deneyimlerin sonucu olarak Türkiye gerçeklerinden, Türk halkının ihtiyaç ve isteklerinden, Türk tarihinin yapraklarından kaynaklanmıştır. Türk milletinin aklın ve bilimin önderliğinde çağdaş uygarlık düzeyine ulaşmasını, dünya milletleri ailesinin bağımsız, eşit bir üyesi olarak demokratik ve laik kurallar içerisinde mutlu, müreffeh bir yaşam sürmesini amaçlar. Atatürk’ün Türkiye şartlarını göz önüne alarak sistemleştirdiği bir düşünceler bütünüdür.

Bu fikir ve düşüncelerden ilhamını alan Atatürk İlke ve İnkılaplarının Türkiye için ne derece önemli olduğu, Birinci Dünya Savaşı’na kadar aynı sınırlar içinde yaşadığımız Ortadoğu ülkelerinin içinde bulundukları kaos ve çağdaşlık düzeyleri göz önüne alındığında daha iyi anlaşılmaktadır.

Çağdaşlık düzeyine ulaşma yolunda atılan adımların temelinde laiklik anlayışı vardır. Atatürk, devlet ile din ilişkilerinin birbirinden ayrıldığı laik yönetim tarzını benimsemiştir.

Atatürk laiklik anlayışını şu sözleri ile açıklamaktadır:

 “Din lüzumlu bir müessesedir. Dinsiz milletlerin devamına imkân yoktur.”,  “Milletimiz din ve dil gibi iki kuvvetli fazilete sahiptir. Bu faziletleri hiçbir kuvvet milletimizin kalp ve vicdanından çekip alamamıştır ve alamaz”. “Dinden maddî menfaat temin edenler, iğrenç kimselerdir. İşte biz, bu vaziyete karşıyız ve buna müsaade etmiyoruz. Bu gibi din ticareti yapan insanlar, saf ve masum halkımızı aldatmışlardır. Bizim ve sizlerin asıl mücadele edeceğimiz ve ettiğimiz bu kimselerdir.”

Böyle düşünen Atatürk, milletin dinini kaynağından öğrenmesi için çalıştı. Elmalılı Hamdi Yazır’ın “Hak Dini Kuran Dili” adlı tefsiri yazması için maddi yardımda bulundu ve bu eseri devlet  eliyle bastırarak halka ücretsiz veya çok ucuz bir ücretle dağıttırdı. Kuranı Kerim’in Türkçeye çevrilmesi için Mehmet Akif’e teklif götürüldü. En iyi hadis kitabı olarak bilinen Buhari’nin hadis kitabının Türkçeye çevrilmesini ve 12 cilt halinde yayınlanması sağladı. Aydın din adamı yetiştirmek amacıyla ilahiyat fakültesi ve imam hatip liseleri açtırdı.  Görüldüğü gibi, milletin dinini en iyi ve doğru bir şekilde öğrenmesi için Türkçe eserler sunmuş ve aydın din adamı yetişmesi için çalışmıştır.

Son zamanlarda yaşadığımız olaylar, özellikle Fetö terör örgütünün kutsal dinimizi alçak emellerine alet ederek güçlenmesi ve ardından devleti ele geçirmek için kalkıştığı 15 Temmuz hain darbe girişimi, Atatürk’ün fikir ve düşüncelerinin Türkiye Cumhuriyeti için önemini daha iyi kavramamıza neden olmuştur ya da olmalıdır.

Peki Atatürk ilke ve inkılaplarının yani Atatürkçülüğün geleceği? Bu hiç şüphesiz ki Atatürk’ün bize bıraktığı manevî mirasın yarın da yaşatılmasına bağlı olacaktır. O bize nasıl bir manevî miras bıraktığını da açıklıyor, “Benim manevî mirasım akıl ve ilimdir. Benden sonra beni benimsemek isteyenler, bu mihver üzerinde hareket ederlerse manevî mirasçılarım olurlar” diyor.

Atatürk, yaşarken de, kendisinden sonrayı düşünerek “Büyük ölülere matem gerekmez; fikirlerine sadakat gerekir” demişti. Atatürk’ün yaptıkları yanında yapmak istediklerini de düşünmeli; O’nun bir fani olarak yaşadığı zamanın seyri içinde tamamlayamadığı, ileriye bıraktığı tasavvurlarını biz gerçekleştirmeye gayret etmeliyiz.

Atatürk’ün şu veciz sözleri daima hatırlanmalıdır:  “Bir zamanlar gelir, beni unutmak veya unutturmak isteyen gayretler belirebilir. Fikirlerimi inkâr edenler, beni yerenler çıkabilir. Hatta bunlar benim yakın bildiğim ve inandıklarım arasında bile olabilir Fakat ektiğimiz tohumlar o kadar özlü ve kuvvetlidir ki, bu fikirler Hint’ten, Mısır’dan döner dolaşır, gene gelir, feyizli neticeleri kalpleri doldurur”.

Büyük önder Atatürk’ü sevgi, saygı ve rahmetle anıyoruz. Ruhu şad olsun.

akpilicreklam

YORUMLAR (İLK YORUMU SİZ YAZIN)

karsupetrol

ÜYE GİRİŞİ

KAYIT OL