03 Aralık 2020 TÜRKİYE GÜNLÜK KORONAVİRÜS TABLOSU Toplam İstatistikler
  • BUGÜNKÜ TEST SAYISI 187.518
  • BUGÜNKÜ HASTA SAYISI 32.381
  • BUGÜNKÜ VEFAT SAYISI 187
  • BUGÜNKÜ İYİLEŞEN SAYISI 4.190
Yazarlar

Cumhuriyetin ilanının 97. yılı kutlu olsun

Dünya’da uygulanan yönetim şekilleri mutlakıyet, meşrutiyet ve cumhuriyet olarak sınıflandırılır. Mutlakıyet ve meşrutiyette devletin başında yönetme hakkını Tanrı’dan aldığını iddia eden bir hanedandan gelen kral, padişah ya da sultanları görürüz…

Cumhuriyetin ilanının 97. yılı kutlu olsun
banner

mntyapi

Dünya’da uygulanan yönetim şekilleri mutlakıyet, meşrutiyet ve cumhuriyet olarak sınıflandırılır. Mutlakıyet ve meşrutiyette devletin başında yönetme hakkını Tanrı’dan aldığını iddia eden bir hanedandan gelen kral, padişah ya da sultanları görürüz. Bunlar seçimle yönetime gelmezler, sıraları gelince ya da taht kavgaları sonucu iktidarı ele geçirirler. Cumhuriyet ise bir kişinin ya da bir hanedanın değil, halkın kendi kendisini yönetmesidir. Demokrasiyle taçlandırıldığında en iyi yönetim şeklidir.

Dünyada katı mutlakıyet hâkimken ilk Türk devletleri meclisli bir yapıdaydı. Türklerde Kağan kut anlayışına istinaden yetkisini Tanrı’dan almakla birlikte onun görevini doğru yapıp yapmadığını denetleyen Kurultay ya da Toy adı verilen meclisler de vardı.

Zamanla bu gelenek unutuldu. Örneğin Osmanlı Devleti’nde ilk bey eski Türk geleneklerine göre seçilmişken daha sonra padişahın oğullarından biri tahta geçer oldu. Taht kavgaları çıkmaya başladı. Kardeş katli yasal oldu. Bunu önlemek için I.Ahmet’in getirdiği hanedanın en yaşlı üyesinin tahta geçmesi usulü ise taht kavgalarını önleyemediği gibi daha da artırdı.

Hanedandaki taht mücadelesi o kadar büyüdü ki padişah olan kendisine rakip gördüğü erkekleri öldürttüğü için 6 yaşında tahta geçen ya da akli melekeleri bozulmuş padişahlarımız oldu.  Bu sistemde Padişah olan iyi yetişmiş ise devlet iyi yönetiliyor, kötü yetişmiş ise devlet kötü yönetiliyordu. II.Selim’den sonra sancağa çıkma usulü de uygulanmadığı için tecrübesiz padişahlar başa geçmeye başlamıştı. Devletin kaderi bir kişinin ve etrafındakilerin elindeydi. Halk ise padişahın kulu durumundaydı. Yönetimde herhangi bir katkısı yoktu.

Tanzimat ve meşrutiyet dönemlerinde kanun ve meclisli yönetim Osmanlı Devleti’ne de girmeye başlamış olsa da Padişah yine sorumsuzdu ve hanedan üyeleri arasından olmak zorundaydı. Son Osmanlı padişahı Vahdettin’in “Millet bir koyun sürüsüdür. Bu sürüye bir çoban lazım. İşte o çoban benim” sözü padişahların milleti nasıl gördüğünün son örneğidir. İşte bu durum Osmanlı Devleti’nin çöküşünün temel nedenlerindendir.

Cumhuriyet en genel anlamıyla devlet başkanını halkın belli bir süre için seçmesi anlamına gelir. Yani halk beğenmediği yöneticiyi bir sonraki seçimde bir başkasıyla değiştirme hakkına sahiptir. Böylece halk kul olmaktan çıkar yöneticilerini seçme hakkına sahip vatandaş olur.

Atatürk en büyük eserim dediği Cumhuriyet’i büyük mücadeleler vererek kurmuştur. Cumhuriyet’in ilanından önce aşama aşama millet egemenliğine geçilmiştir. Milli Mücadele’nin başında Amasya Tamiminde ilk defa dile getirilen millet egemenliği ilkesi, kongrelerde tekrarlanmış, TBMM’nin açılışında dile getirilmiş ve 1921 Anayasası’nda yerini almıştır. Buna göre artık “Hâkimiyet kayıtsız şartsız milletindir”.  1 Kasım1922’de Saltanat kaldırılarak Cumhuriyet’in ilanı için gerekli ortam hazırlanmıştır. Bu aşamaların her birinde zorlu mücadeleler verilmiştir. 29 Ekim 1923’de Cumhuriyet’in ilanı ile milli egemenlik ilkesinin tam anlamıyla uygulanabilmesi için gereken adım atılmış oldu.

Bugün kendimizi bir vatandaş olarak bu devletin gerçek sahiplerinden biri olarak görüyorsak, çevremizdeki devletlerin yaşadığı bölünme ve çatışmaları yaşamıyorsak, birlik ve beraberlik içinde her türlü zorluğu yenebileceğimize inanıyorsak bu Atatürk’ün ve Cumhuriyet’in ülkemize sağladığı kazanımlar sayesindedir.

“Bir lokma, bir hırka bu dünyaya yeterlidir” diyerek insanları çalışmaktan alıkoyan akıl ve mantığı, bilimi önemsemeyen düşünce yapısının yerine Cumhuriyet’le hür düşünceli insanlar yetiştirildi. Toplum yaşamının her alanında yenilikler yapıldı. Yazdığımız yazıdan, hukukumuzdan, kullandığımız takvime, ölçü ve tartı birimlerimizden, tarih ve dil bilincimize,  her şeyimiz Cumhuriyet’le birlikte değişti.  Bugün bulunduğumuz coğrafya da bizimle birlikte çağdaşlık atılımlarına başlayan komşularımızla kıyasladığımızda cumhuriyetimizin bize kazandırdıklarını çok daha iyi anlamaktayız.

Cumhuriyet döneminde Atatürk’ün ilke ve inkılaplarıyla, öncelikle kul kabul edilen millet, vatandaş vasfını kazanarak onuruna kavuşmuştur. Osmanlı Devleti içinde imparatorluk politikaları nedeniyle adeta unutturulan Türk kimliği yeniden inşa edilmiştir. Toplumda çatışmalara neden olan çok başlı ve ihtiyaçlara karşılık vermekten uzak eğitim sistemi düzenlenerek laik ve çağdaş bir eğitim sistemi getirilmiştir. Saltanat ve hilâfet kamburundan kurtulan Türkiye Cumhuriyeti, üyelerini Türk milletinin özgür iradesi ile seçtiği TBMM tarafından kabul edilen lâik kanunlarla yönetilmeye başlanmıştır. Artık devlet başkanı bir hanedandan gelmemekte, milletin onayını alan her vatandaş cumhurbaşkanı olabilmektedir. Lozan Anlaşması ile kapitülasyonları kaldıran Türkiye Cumhuriyeti döneminde yabancıların elindeki fabrika ve demiryolları tek tek alınarak millileştirilmiştir. O dönem için gerekli olan devletçilik uygulamaları ile önemli sanayi ve ticaret kurumları oluşturulmuştur. Cumhuriyet anayasası ve kanunları lâik esaslara uygun olarak yeniden düzenlenmiştir. Demokrasinin gelişmesi için yoğun çaba harcanmıştır. Kısacası demokrasi, insan hakları, eğitim, hukuk, ekonomi, milli kültür, sanat ve diğer alanlarda çağdaş dünya ile yarışan, milli benliğine ve vatandaşlık onuruna sahip bir millet ve yeniden doğmuştur.

Bu gelişmelerin olmasında laiklik anlayışı en önemli etkendir. Lâiklik Türkiye Cumhuriyeti’nin temellerinden biridir. Türkiye’nin çağdaş uygarlık içinde yerini daha kuvvetli bir şekilde alabilmesi için bu konuda taviz verilmemesi gerekmektedir. Çünkü lâiklik din ile değil, dini kendi çıkarlarına alet edenlerle mücadele etmektedir. Dini kendi çıkarlarına alet edenler ise, bu çıkarlarını ancak aydınlanmamış, eğitilmemiş kafalarla sağlayabilirler. Bu nedenle eğitimde aydın düşünceli insanlar yetiştirmeye özen gösterilmeli, lâikliğe sahip çıkılmalıdır.

Türk Kadını ve Cumhuriyet:

Yukarıda bahsettiğimiz kazanımlar kadın erkek herkese sağlanmıştır. Ancak Cumhuriyetimizle kadınlarımıza sağlananlar çok daha büyüktür.  Öyle ki,  kadınlar önceden ikinci sınıf vatandaş muamelesi görmekte, eğitim ve iş hayatı da dâhil olmak üzere sosyal hayattan soyutlanmış durumdaydılar. Erkeklere tanınan haklar kadınları aile hayatında bile etkisiz bir duruma getirmişti. Atatürk’e göre “… Bir toplum, cinsinden yalnız birinin asri gerekleri elde etmesiyle yetinirse o toplum yarıdan fazla zaaf içinde kalır. Bir millet gelişmek etmek isterse bilhassa bu noktayı esas olarak kabul etmek mecburiyetindedir… Binaenaleyh bizim toplumumuz için ilim ve fen lâzım ise bunları aynı derecede hem erkek hem de kadınlarımızın elde etmeleri lâzımdır…” Bu şekilde düşünen Mustafa Kemal Atatürk’ün kurduğu Türkiye Cumhuriyet’inde kadınlar, önce 3 Mart 1924 tarihli Tevhîd-i Tedrîsât Kanunu ile eğitimde erkeklerle eşitliği kazanmışlardır. 1926 yılında kabul edilen ve Türk kadınlarını erkek egemenliğinden kurtaran Medeni Kanun ile erkeğin çok eşliliği ve tek taraflı boşanmasına ilişkin düzenlemeler kaldırılmış, kadınlara boşanma hakkı, velayet hakkı ve malları üzerinde tasarruf hakkı tanınmıştır. Aile ve toplum hayatında kadın erkek eşitliğinin temelleri atılmıştır. Türk Medeni Kanunu ile Türk kadını güçlenmeye, kişiliğini bulmaya ve erkeğin yanında sosyal faaliyetlere katılmaya başlamıştır.

Türk kadınlarının siyasî hayata atılmaları konusunda da ilk adım 1930’da belediye meclislerine üye seçme ve seçilme hakkı tanınmasıdır. Bunu daha sonraki dönemde 1934 yılında yapılan anayasa değişikliği ile milletvekili seçme ve seçilme hakkının tanıması izleyecektir. Kadınlar, seçme ve seçilme haklarını modern batı toplumları olan Fransa’da 1946’da, İsviçre’de ise 1971’de elde edebilmişken Türkiye’de 1934’ten itibaren bu hakkı kullanmaya başlamışlardır.

Kadınlarımız kendilerine eşit vatandaş olma hakkı tanıyan Cumhuriyet’e, Atatürk ilke ve inkılaplarına daha sıkı sarılmalıdır.

Bu düşüncelerle tam bağımsız Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran Atatürk’ü ve dava arkadaşlarını minnetle ve rahmetle anıyor, Cumhuriyet Bayramınızı kutluyorum.

akpilicreklam

YORUMLAR (İLK YORUMU SİZ YAZIN)

karsupetrol

ÜYE GİRİŞİ

KAYIT OL