ACİL SERVİSTEN GELEN HABER

ACİL SERVİSTEN GELEN HABER
22 Ağustos 2021

Acil servis kiminin şifa çeşmesi, kiminin vicdanla alın terini karıştırdığı ekmek teknesi, kiminin yamacı dik azap deresi...

Yamaç öyle bir dik ve kaygan ki, çık çıkabilirsen... 

Bundan yaklaşık 6 yıl öncesi idi. Acilde yoğun bir nöbet, saat 23 suları idi. Doğumhaneden gelen bir telefon ile acilde hasta muayenem bölündü...

Doğumhanenin nöbetçi kıdemli ebesi, serviste takip edilen bir gebenin suyunun açıldığını bebeğin kolunun doğum kanalına sarktığını bildiriyor, bunun için doğumhaneye acil gelmemi istiyordu...  

Bir solukta doğumhaneye çıktım, gebeyi acil sezeryana aldım. Tam sezeryana başlarken, bu sefer de acilden bir telefon geldi... 

7,5 Aylık , plasentasının  doğum kanalını tamamen kapatmış ve  yapışık olduğu raporlanmış, kanamalı  bir gebenin 112 servisi tarafından acile  getirildiğini bildiriyordu.... 

Tarif edilen tablo "plasenta totalis previa,percreata" idi . Kadın doğumun, hastanın rahminin alınması ile sonuçlanan, hayati risklerin bulunduğu en ciddi ve tehlikeli tablosu idi.  Tedavisinin sadece ileri bir merkezde hem anne, hem de prematür bebek açısından uygun olacağı bir klinik durumdu.... 

Daha bir saat önce,   bu hasta için 112 komuta merkezine bir üst merkeze hastanın naklinin daha uygun olacağını telefondan bildirmiştim... 

Buna rağmen 112 servisi  bu hastayı, ameliyatının,  bu konuda deneyimli  öğretim görevlisi, ekibi ve üroloji cerrahı ile  birlikte en az 7-8 torba kanın hazırda tutularak ameliyatına girilen, erişkin ve erken yoğun bakımında bulunduğu 3. Basamak statüsündeki  eğitim ve araştırma hastanesine değil de anestezi uzmanın lüzum halinde 1,5 km diğer üniteden  getirildiği, erişkin ve erken yenidoğan yoğun bakım biriminin olmadığı ,2. Basamak statüsündeki çalıştığım hastanenin  ünitesine  getirilmişti...  

Acile getirilen hastanın eşi, kadın doğum hekimini acilde bulamayınca acilde bağırıp çağırmıştı, acildeki isyanın sesi telefonla ameliyathaneye ulaştırıldı...

Ameliyathane soğuktu, gelen haberle iyice soğudu. Doğum kanalındaki bebeğin kolunu çıkarırken yaşanan stres, bebeğin güzel ağlama sesi ile sevince dönüştü...   

Sezeryandaki anne ve bebek kurtulmuştu, yüzler her şeye rağmen gülüyordu... 

Sezeryan yaklaşık 40 dakika sürmüştü, hızla acile indim, ancak bahsi geçen hasta acilde yoktu, 112 servisi hastayı daha önce götürmesi gereken ve önerilen eğitim araştırma hastanesine nihayet götürmüştü...

Acil sezeryanda olduğum için beni acilde bulamayan hasta yakını, ertesi gün beni hastane idaresine, BİMERE, SABIME ve savcılığa şikayet etmişti...

Oysaki hastanemizde her gece ortalama  2-3 sezeryan olur, uzman hekim sezeryanda iken gelen hastalar acildeki pratisyen hekim tarafından değerlendirilir, uzman hekim sezeryandan çıkınca acilde bekleyen hastaları muayene ederdi, yani olağan bir durumdu...

Elinde kamera, 112  telefon görüşme  ve dosya kayıtları, ebe ve personel tanıkları olan  Hastane İdaresi hasta yakınına gerekli açıklamayı yapamadı... 

Acil sezeryanda bulunduğumdan dolayı neden 40 dk acilde yokum diye soruşturma üzerine soruşturma açıldı...

Akıllarına ise  ameliyathanede olduğum ve ameliyathane içinde yaşadıklarım  asla gelmedi...

O anda girmiş olduğum sezeryanın acil olup olmadığı didik didik sorgulandı...

112 ses kayıtları dinlendi. Ancak ses kayıtlarındaki, benim 112 servis komuta merkezine, "hastayı bir üst merkeze götürülmesinin uygun " ifadem nedense hiç duyulmadı... 

Amaç, turşucunun hesabını domatesçiye kesmek ve tasviye etmekti mi?   Bunu zaman gösterecekti... 

Soruşturmalar sonucunda aklandım, böylece acil ameliyatta olduğum için, neden 40 dk acilde bulunamadığımın haklı gerekçesi, adli makamlarca da tescillenmiş oldu...

Daha bir dizi benzeri psikolojik işkence süreci yaşandı, hepsine sabır ve metanetle sessiz kaldım...  

Hastaneye yeni bir Başhekim atanmıştı. Onun dışında aynı bina aynı personeldi...   

Tek fark daha önce yaşadıklarımı bilmeyen yeni gelen Başhekimdi...

Yeni gelen Başhekim, yardımcısı olarak bana idari görev teklif etmiş, biraz endişe içeresinde, ısrarına dayanamayıp kabul etmiştim...

Acil serviste geçmişte yaşadığım olayları dikkate alarak, acile gelen hastaların ve hukuksal olarak da hekimlerin mağdur olmasını istemedim...

Bu nedenle hekimlerin acil olmayan ameliyatlarını nöbet gününde değil de kendi ameliyat gününde almaları yönünde karar çıkarttım...

Bir hekim, bu kararımı ihlâl edilerek acil olmayan ameliyatlarını ameliyat gününde değil de, nöbet gününe almaya çalıştı, uyarıma kulak asmadı...

Bu şekilde sorumlu olduğum ünitenin acil servisi, hasta ihmaline açık bir hale getirilmiş oldu...

Durumu Başhekime ilettiğimde ise kendisi bu konuda çok haklı olduğumu ancak bu hekimle yukarıdaki makamları işaret ederek liyakat dışı bağlantıları ileri sürdü, müdahale edemeyeceğimizi sessiz kalmamız gerektiğini ifade etti... 

Başhekime, geçmişte yaşadığım olayların bilinci içeresinde   "Bana neye mâl olursa olsun, acile gelen hastaları asla bekletmeyeceğim ve mağdur etmeyeceğim" diyerek konuşmamı bitirdim...   

Bolu halkı yararına asla geri adım atmadım...

Sen misin bunu diyen! Yaptırımlar gelmeye başladı, ertesi gün poliklinik sekreterim alındı, polikliniğim çalışamaz hale getirildi ve polikliniğim kapatılmak zorunda bırakıldı...  

Sekreterim ise kararlarımı ihlal eden hekime, sekreter olarak verildi...

Bana ise "idari görevlerinle birlikte sadece acile bakacaksın, eğer yetiştiremezsen idari görevlerinin bir kısmını bir başkasına veririz" dendi, ve alınan kararlar resmi yazı ile  resmileştirildi... 

Daha yakın geçmişte acil girdiğim sezeryan nedeni ile, neden acilde yoksun diye cezalandırmaya çalışan ve girmiş olduğum sezeryanın aciliyetini didik didik sorgulayan zihniyet, bu sefer liyakat dışı bağlantıları önde tutuluyor,  üst makamlara yakın nöbetçi hekimin,  nöbet gününde acil olmayan ameliyatlarına izin veriyordu... 

Üstelik hasta mağduriyet ve ihmaline açık bir durum yaratıyor, beni meşru kararlarımdan dolayı cezalandırıyor ve polikliniğimi kapatılmak zorunda bırakıyordu... 

Biz biliyoruz ki Bolu’ya hizmet olarak ödettirilen bu bedel bizim onurumuz, onların ise utancıdır.

Ancak onların sahip oldukları güçle utanmadıkları gibi utanacakları da yok, yaptıkları yanlarına kâr olarak yollarına devam etmekteler...

Bolu'ya hizmet adına ödettirilen bu bedelin sorumlularını bildikleri halde müsaade eden ve destek veren siyasi destekçilerine ise halkın elbette vereceği meşru bir cevap olacaktır... 

Zalime ise İlahi takdir açık ve nettir : “Ama, kendilerine söylenen sözü bir başkasıyla değiştirdiler. Biz de o zalimlerin yaptıkları bozgunculuğa karşılık, üzerlerine gökten iğrenç bir azap indirdik.” Bakara Suresi, 59. ayet.

Sağlıcakla kalınız...

Yorum yazın

Yorum yazarak, yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan gazetemiz ve sitemiz hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sayfada yer alan yorumlar kişiye ait görüşlerdir. Yapılan yorumlardan sitemiz hiçbir şekilde sorumlu değildir.

Jin. Op. Dr. CEVDET İŞLER yazıları