Neden hekimler kaçıyor?

Neden hekimler kaçıyor?
29 Haziran 2021

T 24 ün 24 Haziran 2021 tarihli yazısında son 2 yılda 3 binden fazla doktorun sağlıkta şiddet, uzun nöbetler ve kötü çalışma koşulları nedeni ile Almanya ya yerleştiği ve orada çalışmaya başladığı, yine Almanya ya gitmek için 8000 doktorumuzun durumu takip etmek amacıyla telegram grubu kurduğu ifade edilmektedir.

Sadece Almanya ya tercih eden hekimlerin sayısı bu, başka ülkeleri tercih edenler yada bu veya benzeri gerekçelerle doktorluk mesleğini bırakanların sayısını daha bilmiyoruz, ancak bu sayının oldukça yüksek olduğunu tahmin ediyoruz. Bu şartlarda ülkemizde çalışmak zorunda kalan hekimlerin ise riskli hastalara yaklaşma konusunda, hasta yakını şiddeti, dava edilme korkusu ile imtina içerisinde olduklarını görüyor ve hekim paylaşım gruplarında okuyoruz.

 Atatürk'ün " Beni Türk hekimlerine emanet ediniz" ifadesi ile hekimlere verilen değerden bu yana geçen süreyi bir kenara bırakırsak,

Daha 20 yıl önce Anadolu'nun ücra bir mezrasında hasta evinde korkusuzca doğum yaptıran bir ebemiz, bu gün şehir merkezinde hasta yakını şiddeti korkusundan hastane içinde kapı arkasına saklanmak zorunda kalıyorsa bir şeyleri sorgulamakta fayda vardır.

Peki, son 15 yılda getirilen sağlıkta dönüşüm politikası ne getirip ne götürdü de; mezrada yaşayıp aynı havayı soluyan, aynı çorbaya bile kaşık sallayan bir ebe bugün hastane içinde canını kurtarmak için saklambaç oynuyor? Aynı mağduriyetler gerekçesi ile hekimler başka ülkelere gitmek için, yada mesleği bırakmak için fırsat kolluyor?

Basında hekimler ve sağlık çalışanları hakkında klişe olan "şiddeti hak ediyor bunlar" ifadelerine karşılık güncel veriler şunu gösteriyor, Bu gün normal işçi almayan Almanya ve diğer batı ülkeleri, bizden giden hekimleri alıyor ve onlara çok daha güzel şartlar sunuyor.

Bugün 6 yıllık bir tıp eğitiminin sırf devlete maliyeti 500 bin TL civarındadır. Aileye yansıyan maddi ve manevi maliyet daha bu hesaba katılmamıştır. Kendimden yakın bir süreçte yaşadığım örneği verecek olursak; zavallı babamın bir işçi maaşı ile kıt kanaat beni okutmak için diğer iki kız kardeşimin yükseköğrenim şansından feragat edilerek sahip olduğum bu mesleğin ve Bolu'ya hizmetimin 24. yılında yaşadığım, yetki mahareti ile yapılan yıldırma çabaları; sekreterimin alınarak polikliniğimin kapatılmak zorunda bırakılması bu şekilde bir hekimin onuru ile oynanması hangi idari ve bağlı bulunduğu siyasi ahlaka sığmaktadır? Bunca öz veriye ve hizmete karşı yakışan bu mudur?

 20 yıl önce hemen her üniversite mezunun iş bulduğu dönemde, Tıp fakülteleri saygınlığı için revaçta idi.

 Bugün ise hemen hemen birçok üniversite mezunun iş bulamadığı ortamda, Tıp fakülteleri hasta yakını şiddetine rağmen ancak iş garantisi için revaçtadır. Temel Tıp eğitimi sonrası, uzmanlık eğitimi içinse cerrahi branşlar, hasta yakını şiddeti ve dava edilme korkusu ile tercih edilmemekte, daha çok nöbetsiz az riskli,  cerrahi olmayan branşlara yığılma olmaktadır. Bu durumun olumsuz sonuçlarını ileride halkın doktoru bulsa bile tedavi olamama ile çekeceği aşikârdır.

Atatürk'ün  "Beni Türk hekimlerine emanet ediniz" ifadesini bir kez daha hatırlatmak isterim. Hekimler ve sağlık çalışanları devletten önce halkındır, halkı için hizmet için bu yolu seçmiştir. Bu nedenle devletten önce halk sahip çıkmalıdır. Eğer bu gün bizim sahip çıkamadığımız, hor gördüğümüz hekimlerimizi Alman Hükümeti sahip çıkıyorsa önce kendimizi ve sağlık politikamızı sorgulamakta fayda vardır.

 Sağlıcakla kalınız…

Yorum yazın

Yorum yazarak, yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan gazetemiz ve sitemiz hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sayfada yer alan yorumlar kişiye ait görüşlerdir. Yapılan yorumlardan sitemiz hiçbir şekilde sorumlu değildir.